34 yıldır tarihi eserlere hayat veriyor

34 senedir Vefa'daki atölyesinde mücellitlik yapan Rafet Güngör, el yazma eserler, lügatler ve asırlık kitapların ciltlerini onarıyor, onları adeta iyileştiriyor.

Eklenme Tarihi : 21.03.2017 10:28

Her şeyin bir elbisesi var; insanın, hayvanın, bitkinin, eşyanın... Kitapların elbisesi ise ciltler. Ciltlerle örtünür ve kendini korurlar. Yalnızca sayfaları korumak değil süslemek için de kullanılırlar. Cilt deyip geçmemek gerek. Çünkü kitabın cildi üzerindeki işleme, size o eserin tarihi, konusunu ve hangi kültüre ait olduğuna dair ipuçları verir; geçmiş medeniyetlerin mirası, iki cilt arasında saklıdır. Bu yüzden kitabın sayfalarıyla beraber cildini korumakla, tarih ve medeniyet geleceğe kalır.

Türk cilt sanatının kökenleri Orta Asya’ya uzanıyor. Kâğıdın ilk olarak Orta Asya'da kullanılmasının ardından Arapçada 'deri' anlamına gelen cilt, İslam medeniyetinin yaşadığı bölgelerde gelişme gösteriyor. 12. ve 13. yüzyıllar arasında Selçuklu ve Memluklu zamanında büyür, Osmanlı'yla beraber zirveye ulaşır. 19. yüzyılda ise klasik tarzdan uzaklaşılarak Avrupa'daki gibi barok ve rokoko tarzı ciltler kullanılır. Bahaettin Tokatlıoğlu, Necmettin Okyay, Sami Okyay, Emin Barın, İslam Seçen günümüzde bu sanata gönül vermiş isimlerin başında geliyor.

O ustalardan Rafet Güngör, 34 senedir Vefa'daki atölyesinde mücellitlik yapıyor. El yazma eserlere, lügatlere ve asırlık kitaplara bakıcılık yapan Güngör, onları adeta iyileştiriyor.

1969 - 1982 seneleri arasında çeşitli kurumlarda ve akademilerde görev yapan Güngör'ün hocası İslam Seçen. 1982'de Süleymaniye Kütüphanesi'nde öğreticiliğe başlayan Güngör, o günden beri mücellitliğin hem öğreticiliğini hem tatbikini yapıyor.

1985'te bir koleksiyonerin daveti üzerine Suriye'ye gidiyor Rafet Güngör. Burada yüzlerce yazma eseri restorasyondan geçiriyor. Daha sonra Abdülhamit Han'ın Hindistan'da bıraktığı yazma eserleri onarmaya gidiyor. Bu çalışma uluslararası arenada ses getirince 1989'da İbn Asakır'ın Tarih-i Medineti'd-Dımışk eserini UNESCO'nun nezaretinde 20 kişilik bir ekiple restore ediyor. Bir dönem Osmanlı arşivlerinde de çalışan Güngör'ün onardığı eserlerin birçoğu Topkapı Sarayı'nda sergileniyor.

Mücellit Osmanlıca ve Arapça bilmeli

Ciltçilikle ve mücellitliğin karıştırılmaması gerektiğini söyleyen Güngör, "Ciltçiler modern ciltle daha çok ilgilenir, mücellitler ise yazma eserlerle. Mücellitliğin içine patoloji de girer, yani yaprak restorasyonları, şirazesi, kapak ölçüsü, motifler ve dikim mücellitleri ilgilendirir" diyor.

Bir mücellidin aynı zamanda 'hafız-ı kutup' yani sahaf olması gerektiğini dile getiren Rafet Güngör, hat sanatını, Osmanlıca, Arapça ve Farsçayı bilmenin neredeyse bir mecburiyet olduğunu vurguluyor mücellit için.

Osmanlı hayvan figürü kullanmıyor

Cildi onarırken mücellit önce kitabın yazılış tarihine bakar. Sonrasında yazının ekolüne yani kufi, sülüs, reyhani, divani tarzda mı diye dikkat kesilir. Bu kontrolden sonra eserin Selçuk, Memluk, İran, Safevi ya da Osmanlı mı olduğuna karar ve tasnif eder mücellit. Her devletin kendine has bir cilt tarzı olduğunu söyleyen Rafet Güngör, Osmanlı cildinde çiçek stilinin ağırlıklı olduğunu hayvan motifleri kullanmadığını ifade ediyor. Fakat İran ciltlerinde ceylan, kuş gibi hayvan figürlerine, Memluk ciltlerinde de hendese desenlere rastlamak mümkün.

"Beyazıt Meydanı'nda 25 bin kitap yakıldı"

Harf inkılabının yapıldığı dönemde klasik sanattaki gerilemeden ciltçiliğin de nasiplendiğini hatırlatan Rafet Güngör, "Kolay değil bir ırkın dilini, kitabını, cismini, anlayışını değiştirmek. Haliyle cildin üstündeki en ufak motife bile müdahale edildi. Mezarlıklara kitapların gömüldüğü zamanlar yaşadık. 25 bin kitap 1942 yılında Beyazıt Meydanı'nda yakıldı. Şu anda üniversiteler, akademisyenler, profesörler Osmanlıca kitap arıyor fakat bulmak mümkün değil" diye anlatıyor. Ona göre cilt sanatına bir diğer darbe de gelişen teknolojiden geldi. Çünkü artık ciltlemeyi makineler yapıyor.  

"Her kütüphanenin kitap hastanesi olmalı"

İstanbul'da yüzlerce kütüphane bulunmasına rağmen, cilt atölyesi neredeyse yok. Rafet Güngör, her kütüphanenin bir cilt atölyesi olması gerektiğini, çünkü hala pek çok eserin restorasyona ihtiyaç duyduğunun altını çiziyor. Ülkemizde cilt sanatına gereken önemin gösterilmediğinden yakınan Rafet Güngör, "Bulgaristan, İtalya ve tüm Avrupa'da yüzlerce kitap hastanesi var. Hatta İtalya'da 200 kişinin çalıştığı cilt atölyeleri dahi bulunuyor" diyor.

İki sene önce Süleymaniye Kütüphanesi'nde kitap hastanesinin açıldığını hatırlatan Güngör'ün tek hayali Türkiye'de kitap hastanelerinin çoğalıp cilt sanatının en güzel şekilde icra edilmesi.

 

RÖPORTAJ HABERLERİ

RÖPORTAJ FOTO GALERİSİ

RÖPORTAJ VİDEO GALERİ

250 Karakter